Hakimin Tarafsızlığı

  • Mustafa
  • 11 Days ago
  • 0

 

Hakimin tarafsızlığıyla ilgili olarak, 1982 Anayasası‘nda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak yargının dolayısıyla da yargı yetkisini kullanan mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı kavramıyla hakimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığının da kastedildiği kabul edilmektedir. Esas olarak mahkeme ve hakim kavramları farklı kavramlardır. Mahkeme yargı işlevinin yerine getirildiği makamı, hakim ise yargı işlevini yerine getiren kişiyi ifade etmektedir. Ancak genellikle bu kavramlar birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Buna göre bir değerlendirme yapıldığında hakimlerin tarafsızlığıyla ilgili olarak Anayasa’nın 9. maddesinde düzenleme yapıldığını belirtmek gerekir. 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile Anayasanın 9. maddesine “bağımsız” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve tarafsız” ibaresi eklenmiştir. 16 Nisan 2017’de yapılan halk oylaması neticesinde yeterli oy alınmış ve Anayasa’nın 9. maddesi “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır” şeklinde değiştirilmiştir. Söz konusu değişiklik ile yargının dolayısıyla da hakimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur. Günümüz Türk hukukunda hakimlerin tarafsızlığının sağlanması için hakimin yasaklılığı ve reddi, hakimlerin sorumluluğu gibi bazı hukuki güvenceler oluşturulmuş aynı zamanda da hakimlerin uymaları gereken etik ilkeler belirlenmiştir.

Öte yandan Anayasa’nın 138. maddesinde hakimlerin, görevlerinde bağımsız olduğu; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verecekleri öngörülmektedir. Her ne kadar söz konusu düzenlemede hakimin tarafsızlığından bahsedilmemiş olsa da bu kuraldan hakimlerin tarafsız olması gerektiği sonucunun çıkarılabileceği kabul edilmektedir. Zira hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı bir madalyonun iki yüzü gibi birbirinden ayrı düşünülemez ve bağımsız olmayan hakimin tarafsız olduğundan söz edilemez. Özellikle, hakimlerin yürütme erkine karşı bağımsızlığını sağlayacak güvencelerin tam olarak alınması gerekir. Bu yönüyle tarafsızlığın ön şartının bağımsızlık olduğunun vurgulaması gerekir.

Bağımsızlık esas olarak, hakimin görevini yaparken özgür olması, hiçbir dış baskı ve etki altında kalmamasını ifade etmektedir. Tarafsızlık ise yukarıda da ifade edildiği üzere, hakimin yargılamayı yaparken hiç kimseyi kayırmaması, kendisinin veya taraflardan birinin çıkarını gözetmemesi, davanın taraflarına karşı sübjektif değil objektif davranması, taraflardan birinin veya diğerinin olumlu veya olumsuz etkisinde kalmamasını aynı zamanda da, kendi kişisel görüşlerinden ve önyargılarından uzaklaşarak, taraflara eşit davranarak yargılama yapmasını ifade etmektedir.

Makaleyi Derleyen: çorum avukat

Anayasa’nın 138. maddesinde hakimin tarafsızlığından bahsedilmemiş olsa bile tarafsızlık hakimin en önemli niteliğidir. Tarafsızlık, yargılama bakımından kendiliğinden bir unsur, doğal bir şart olduğu için genellikle üzerinde durulmayan bir konu olarak nitelendirilmektedir. Anayasa’da açıkça düzenlenmemiş olmasının sebebi olarak doktrinde, hakimin en temel ve en doğal niteliğinin tarafsızlık olduğu, bunu açıkça düzenlemeye bile gerek olmadığı, tarafsızlığın yargılamanın doğasından kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Öte yandan hakimin tarafsızlığının, demokratik hukuk devleti, adalet, kanun önünde eşitlik, tabii hakim, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı gibi Anayasa’da düzenlenmiş temel ilke ve haklarla güvence altına alındığı kabul edilmektedir. Özellikle Anayasa’nın 36. maddesinde her şahsın adil yargılanma hakkı olduğu hükme bağlanmıştır. Adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi de kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkemece yargılanma hakkıdır. Bu anlamda hakimin tarafsız olması, hakim bakımından bir yükümlülükken, uyuşmazlığın tarafları bakımından da bir hak olarak nitelendirilmelidir. Bu nedenle yargılamanın tarafsız olmayan bir hakim tarafından görülüp, hükme bağlanması halinde bir temel hak ihlalinin söz konusu olabileceği de göz ardı edilmemelidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, hakimin tarafsızlığını hakimin sübjektif tarafsızlığı ve hakimin objektif tarafsızlığı olarak ikiye ayırmaktadır. Sübjektif (öznel) tarafsızlık, hakimin birey olarak mevcut davada tarafsızlığını, objektif (nesnel) tarafsızlık ise, kurum olarak mahkemenin taraflara eşit mesafede bulunduğu ve tarafsız davranacağına dair hak arayanlara güven veren bir görünüme sahip olmasını ifade etmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, hakim veya mahkeme üyelerinin sübjektif tarafsızlığının mevcut olduğu karinesi vardır ve bu karinenin aksi ispat edilene kadar hakimin tarafsız olduğu kabul edilmektedir. Ancak hakim üzerinde, hakimin bireysel, ahlaki, felsefi ve ideolojik yönelimlerinin ve çevresel etmenlerin karar verme sürecinde etkide bulunduğuna dair makul ve ciddi bir şüphe varsa hakimin taraflı karar verdiğine hükmedilmektedir.

Objektif tarafsızlıkta ise, mahkemenin oluşum şekli, hakimlerin sahip olduğu güvenceler ve hakimin dava konusu olayın soruşturma ve kovuşturma aşamasında savcı olarak görev yapıp yapmadığı gibi bazı hususlar dikkate alınmaktadır. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre, “adaletin gerçekleşmesi yetmez, gerçekleştiğinin açıkça görülmesi de gerekir”. Mahkemenin tarafsız olduğuna ilişkin algı, makul bir gözlemcinin konuya gerçekçi ve pratik olarak baktığında taraflılık yönünde bir algıya sahip olup olmadığıyla test edilmektedir.

Tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkından, taraf açık iradesi ile feragat etmiş ise ya da hakimin taraflı davrandığına ilişkin itiraz etme imkanı varken itiraz etmemiş ise, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermektedir.

 

önceki haber «
sonraki haber »

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir